Aydın’da market rafları, tüketicinin bütçesini her geçen hafta biraz daha zorluyor. Özellikle zeytinyağı, kırmızı et ve süt ürünlerinde son aylarda yaşanan fiyat hareketleri, dar gelirli hanelerin alışveriş alışkanlıklarını değiştirmesine neden oldu. Kentte esnaf ve tüketiciyle yapılan görüşmeler, artan maliyetlerin herkesi ortak bir kaygıda buluşturduğunu gösteriyor.

Zeytinciliğiyle ünlü bir bölge olan Aydın’da, zeytinyağı fiyatlarındaki yükseliş dikkat çekiyor. Üretici, kuraklık ve rekolte dalgalanmalarının fiyatları yukarı taşıdığını belirtirken; tüketici, mutfağının vazgeçilmezi olan zeytinyağını almakta zorlandığını söylüyor. Yerel pazarda tenekeyle satış yapan üreticiler, talebin görece azaldığını, alıcıların artık daha küçük ambalajlara yöneldiğini aktarıyor.

Kırmızı ette de tablo farklı değil. Kasaplar, canlı hayvan ve yem fiyatlarındaki artışın et fiyatlarına doğrudan yansıdığını ifade ediyor. Vatandaşın bir bölümü kırmızı etten uzaklaşarak tavuk ve baklagillere yöneldiğini söylüyor. Baklagil fiyatlarının da yükselmesi, “ucuz protein” arayışını güçleştiriyor.

Süt ve süt ürünlerinde ise fiyatlar dönemsel olarak dalgalanıyor. Beyaz peynir ve tereyağında görülen artışlar, özellikle kahvaltı sofralarını etkiliyor. Marketlerde indirim günlerinde oluşan yoğunluk, tüketicinin kampanyaları yakından takip ettiğinin bir göstergesi olarak yorumlanıyor.

Aydın’da alışverişini semt pazarlarından yapan vatandaşlar, mevsiminde alınan sebze ve meyvede pazarın markete göre hâlâ avantajlı olduğunu söylüyor. Ancak pazarcı esnafı da nakliye ve akaryakıt maliyetlerinin fiyatları etkilediğini belirtiyor. Üretici ile tüketici arasındaki fiyat farkının aracılık zincirinden kaynaklandığı yönündeki tartışmalar ise sürüyor.

Ekonomistler, gıda enflasyonundaki katılığın yalnızca yerel değil, ülke genelinde bir sorun olduğuna dikkat çekiyor. Girdi maliyetleri, döviz kuru ve enerji fiyatlarının üretim zincirinin her halkasına yansıdığını belirten uzmanlar, kalıcı bir rahatlama için üretim ve arz tarafında yapısal adımların gerektiğini vurguluyor.

Tüketici dernekleri, vatandaşları bilinçli alışverişe davet ediyor. Birim fiyat karşılaştırması yapmanın, mevsimlik ürünleri tercih etmenin ve gıda israfını azaltmanın bütçeye katkı sağladığını hatırlatan temsilciler; fahiş fiyat uygulamalarına karşı denetimlerin artırılması çağrısında bulunuyor.

Marketlerde uygulanan indirim ve kampanyalar da tüketici davranışını değiştiriyor. Birçok aile, alışverişini birden fazla markete bölerek en uygun fiyatı yakalamaya çalışıyor. İndirim günlerinde oluşan yoğunluk, bazı ürünlerin raflarda hızla tükenmesine yol açıyor. Zincir marketlerin kendi markalı ürünlerine yönelim artarken, mahalle bakkalları rekabette zorlandıklarını söylüyor. Esnaf odaları, küçük işletmelerin ayakta kalabilmesi için düşük faizli destek ve vergi kolaylığı talep ediyor. Uzmanlar ise tüketicinin planlı alışveriş yaparak ve stok paniğinden kaçınarak bütçesini daha iyi yönetebileceğini belirtiyor.

Yerel yönetimler tarafında ise sosyal destek uygulamaları gündemde. Belediyelerin kurduğu halk marketleri ve üretici pazarları, dar gelirli haneler için alternatif olarak öne çıkıyor. Ancak bu uygulamaların kapsamının sınırlı olduğu, asıl çözümün üretimi desteklemekten geçtiği ifade ediliyor.

Aydın’da tarımla uğraşan üreticiler, kendilerinin de yüksek maliyetlerle boğuştuğunu söylüyor. Mazot, gübre ve işçilik giderlerinin arttığını belirten çiftçiler, ürünlerini tarlada düşük fiyata verirken, aynı ürünün markette katlanarak tüketiciye ulaştığını dile getiriyor. Bu durum, hem üreticiyi hem tüketiciyi mağdur eden bir kısır döngüye işaret ediyor.

Fiyat artışları karşısında hanelerin bir bölümü borçlanmaya yöneliyor. Market alışverişini kredi kartıyla ve taksitle yapan tüketicilerin sayısı artıyor. Uzmanlar, temel gıda için borçlanmanın orta vadede hane bütçesini daha da zorlayacağına dikkat çekiyor. Bankaların kart harcamalarına getirdiği düzenlemeler de tüketicinin nakit akışını etkiliyor. Alışverişte “ay sonunu getirme” kaygısı, birçok ailenin ortak gündemi haline gelmiş durumda.

Sabit gelirli kesimler bu tablodan en çok etkilenenlerin başında geliyor. Emekliler ve asgari ücretle geçinen aileler, gelirlerinin önemli bölümünü gıdaya ayırdıklarını söylüyor. Zam dönemleriyle fiyat artışları arasındaki makasın açılması, alım gücünün eridiği yönündeki algıyı güçlendiriyor. Sosyal yardımlaşma kurumlarına başvuruların arttığı, gıda kolisi taleplerinin yoğunlaştığı belirtiliyor.

Uzmanlar, kısa vadeli önlemlerin yanında üretimi ve arzı önceleyen bir yaklaşımın şart olduğunu vurguluyor. Tarımsal desteklerin zamanında ve yeterli düzeyde verilmesi, lojistik maliyetlerinin düşürülmesi ve aracılık zincirinin şeffaflaştırılması öne çıkan öneriler arasında. Yerel üretici pazarlarının yaygınlaştırılması ise hem üreticiye hem tüketiciye kazandıran bir model olarak gösteriliyor. Aksi halde gıda enflasyonunun toplumsal etkilerinin derinleşeceği uyarısı yapılıyor.

Kentte alışveriş yapan vatandaşların ortak beklentisi ise net: fiyatların istikrara kavuşması ve alım gücünün korunması. Uzmanlar, kısa vadede çarpıcı bir düşüş beklemenin gerçekçi olmadığını, ancak üretimi önceleyen politikalarla orta vadede dengelenmenin mümkün olduğunu belirtiyor. Aydınlı tüketici ise şimdilik listesini kısaltarak, kampanyaları kollayarak ve mutfağını mevsimine göre kurarak bu zorlu dönemi yönetmeye çalışıyor. Yine de kentteki ortak kanaat net: kalıcı çözüm, üretimi desteklemekten ve hem çiftçinin emeğini hem de sofradaki bereketi koruyan adil bir fiyatlandırmadan geçiyor.